Bir kavuşma hikayesi…

Toprak Ege 40 günlük...
Toprak Ege 40 günlük…

Son yazımdan bu yana neler olmadı ki… Toprak Ege’yle tam 84 günü geride bıraktık. O dünyaya, ben bebekli yaşama alışmaya yeni yeni başlıyoruz denilebilir 🙂

Bu yazıyı ertelememde iki önemli sebep bulunuyor. İlki her annenin beni anlayabileceği gibi zamanımın her zerresini Toprak Ege ile geçiriyor olmam 🙂 ikinci sebep ise doğum sırasında gerçekleşen travmatik olaylar. Bu nedenle doğumun o kısmına çok yüzeysel değineceğim çünkü ne olayların tamamını kendime hatırlatmak istiyorum ne de, olur ya birilerinin okuyup normal doğumdan vazgeçmesine neden olmak… Başıma ne gelmiş olursa olsun normal doğum candır, normal olanıdır, en güzelidir, hiç bir şeyi kafanıza takmayın, herkesin hikayesi benimki gibi olacak diye bir şey yok… Kaldı ki çok zor olmasının yanı sıra hala büyük mutlulukla andığım, asla unutamayacağım bir kavuşma anı doğum benim için 🙂

14 Eylül günü sabaha karşı 2:00de uyandım, son günlerdeki hafif rahatsızlık hissi (ağrı ya da kasılma diyemeyeceğim) vardı yine, artık alışmıştım çok önemsemedim. Bir taraftan da “bugün geleceksin oğlum, biliyorum” diyordum Toprak Ege’ye. Ama nasıl bir sakinlik hali anlatamam 🙂 saat 2:30 gibi yavaş yavaş suyum gelmeye başladı. Eşimi uyandırdım, “suyum geliyor ama çok az” dedim. Onu biraz daha dinlenmeye ikna ettim. Bir saat kadar, bir taraftan sevdiğim bir diziyi izlerken bir taraftan da hafif kasılmalarımın aralıklarını yazıyordum. Bazen on dakikada bazen on beş dakikada bir kasılmam oluyordu. Bir saatin sonunda suyum daha yoğun gelmeye başladı. Normal doğum istediğimden, ilk doğumum olacağından uzunca bekleyeceğimizi biliyordum. Ama suyum çok yoğun gelmeye başladığı için, hastane odalarının da rahat olduğunu bildiğimden sonraki süreci takip altında hastanede geçirmek istedim. Eşimi uyandırdım, annemlere küçük bir mektup yazdım ve saat 3:30da evden çıktık. Hastaneye varmamız yarım saat sürdü.

Toprak Ege 64 günlük...
Toprak Ege 64 günlük…

Doktorumu aradık, “nöbetçi arkadaşım muayene etsin, odana yerleş ben de yanında olacağım” dedi. Kısa bir muayene sonrasında odama geçtim. Damar yolu açıldı, NST ile izlem yapıldı, kasılmalarım 80-100 civarında seyrediyordu açılma ise 1cm idi. Hemşireler çok şeker, personel harikaydı. Plates topu ile egzersizler yapıyor, eşimle sohbet ediyor oğlumuzu bekliyorduk. Öğlene doğru sancılarım arttı. Sancı sırasında eşim belime baskı uyguluyor beni biraz olsun rahatlatıyordu. Böyle keyifle ama ağrılı tam 13 saat geçti. Kasılmalarım düzensizleşiyor, arada düzene giriyor ama bir türlü yeterli açılma gerçekleşmiyordu. 13 saatin sonunda yorgun bir ben ve sadece 3 cm açıklık vardı. Doktorum suni sancı önerdi, çünkü kasılmalarım düzensiz olmakta ısrarcıydı. Her neyse suni sancı sonrasında 1 saat içinde 8cm açıklığa ulaştık. İndik doğumhaneye. Koridorlarda yürüyor, nefes egzersizleri ile kasılmaları atlatıyordum. Ara ara yapılan muayenelerde açıklık yeterli ama Toprak Ege’nin başı yukarıda idi. Ben de bol bol yürüdüm, squat yaptım. Sonunda doğuma hazırdık. İlk ıkınma hissinde doktorumdan kocaman bir aferin aldım. Doğum sandalyesine yürüyerek geçtim yorgun ama gayet iyidim. Sonra ne olduysa o aferini alan ben ıkınma hissini kaybettim. İşte bu noktada doğumun zor kısmı başladı. Detaylara girmek istemiyorum ama sonuç olarak bir türdü başarılı olamadım… Sonunda diğer bir hekimin de desteği ve “kooca” bir epizyotomi ve zedelenmiş kaburgalar bana kar kalarak oğlumu çatır çatır doğurdum, saat 19:25 idi 🙂 Her anımda eşim yanımdaydı. Doğurdum diyemem birlikte doğurduk çünkü. İyi ki vardı, iyi ki yanımdaydı. Beraber ağrı çektik, beraber ıkındık. Sonunda beraber doğurduk oğlumuzu. O olmasa asla başaramazdım.

Toprak Ege 84 günlük...
Toprak Ege 84 günlük…

Oğlum harikaydı, aşktı, nasıl tarif edebilirim ki! Edemem, o anı yaşamak gerek… Çok güzeldi… Her bebek bu kadar güzel mi, güzeldir elbet ama nasıl bebek bebekti… Elleri, yüzü, ellerine başını dayaması… çok güzeldi… Ama nefes problemi vardı, normalden daha hızlı nefes alıyordu. Zor doğuma bağlı pnömotoraks gelişmişti, ayrıca sol köprücük kemiği kırıktı. Pnömotoraks nedeni ile 6 gün yoğun bakımda kaldı. Neyse ki tüpler takılmadan, yalnızca şırınga ile sol akciğerdeki hava çekilerek iyileşmeyi başardı güçlü oğlum. 6 gün yoğun bakımın kapısında içeriye girmeyi bekledik, süt götürdük damla damla… Sarılıp emzirebilmek için saatler saydık. O altı gün geçmek bilmedi. Hele onu hastanede bırakıp eve gelmek çok zordu. 28 yaşında bir insanın gerçekten büyüdüğünü hissetmesi, böyle bir acıyla tanışması, bu kadar mutlu olması… Hepsi bir haftadan daha kısa bir süre içinde tecrübe edildi tarafımca. Evrende inandığınız o büyük güç her neyse, tanrı ya da doğa, sizi böyle bir acıdan korusun, bu kadar büyük bir mutluluğu yaşamanızı sağlasın… Aylarını o yoğun bakımın kapısında geçiren prematüre ailelerine çok büyük sabır, güçlü bebeklerine sağlık ve şifalar diliyorum. İnsan anlamıyormuş yaşamadan, görmeden, anlıyorum sanıyor ama hissedemiyormuş aslında… Küçücük oğlum dünyaya gelir gelmez neler neler öğretti bize…

Bebekli ilk günler bir sonraki yazımda… Siz bu arada sevgiyle kalın, henüz tatmadığınız mutlulukların hayalini kurun 🙂

bitutamben