Hamileliğin tadını çıkarmak mı? Her şey toz pembe değil elbette…

Hamileliğin tadını çıkarmak mı? Her şey toz pembe değil elbette…

Huzurlu, dingin, bahar kokan ama güneşsiz bir günden merhaba! Şöyle güzel bir playlist‘i arkaplanda açın ve siz de gününüze biraz huzur katın 🙂

patikler17 yaşımdan bu yana, yani 10 yıldır, 45 ile 47 arasında değişen, sabit diyebileceğim bir kilom var. Hiç bir zaman önüme konulan porsiyonları bitiremedim ve her yemekten maksimum bir saat sonra acıkırım. Annem bu durumdan, az yememden, her zaman şikayetçi olsa da ben aslında halimden gayet memnunum. Ama çok zor geçen ilk trimesterciğim bana kendimi sorgulatmadı değil. Acaba gerçekten zayıf bir bünyem mi vardı da ondan mı bu hallerdeydim? Aslında küçük bir araştırma sonrasında kilo durumu benden çok farklı olan, düzenli spor yapan ve sağlıklı beslenen insanların da çok zorlu ilk üç ay geçirdiği örnekleri bulmak zor olmadı. Kısaca vücut yapınız her nasıl olursa olsun, istediğiniz kadar dayanıklı olun, istediğiniz kadar hazırlanmış olun, bu ilk trimester veledi sizi de en az beni çarptığı kadar çarpabilir.

Mide bulandırmak istemem ama her gün, neredeyse her gün kustum. En sevdiğim şeylerden nefret ettim, “bu bana iyi gelmez” dediğim şeylerle biraz olsun rahatladım. Bulantı önleyici bileklik ve doktorumun önerdiği bir ilacı bile, istemeye istemeye, kullandım. Bileklik yüzünden bileklerimde hiç geçmeyeceğini düşündüğüm bir göçük bile oluştu 🙂 Sonra her midem bulandığında bana biraz olsun iyi gelen şeyleri yemek gibi bir alışkanlık edindim. Sürekli tıkınarak bazı kusma seanslarımı geciktirebildim. Geciktirebildim diyorum çünkü asla sonlandıramadım, engelleyemedim ve mütemadiyen her gün kustum. İşe gidemedim elbette, bırakın işe gitmeyi evimin alt katında olan yatak odamdan üst kattaki salona gelebilmek bile çok büyük çaba gerektiyordu. Sonunda üst kattaki çalışma odasında uyumaya başladım. Mutfağın ise nerede olduğunu unuttum diyebilirim. Bu zor günlerde, ben elimi kaldıramazken benimle tıpkı bir bebekmişim gibi ilgilenen canım annemin hakkını nasıl öderim bilmem. Yani annelerin hakkı zaten ödenmez ama sadece bu üç ay için bile, ben ne yapsam onun için yetersizmiş gibi geliyor. Sanırım doğa böyle bir şey, annen sana sen de bebeğine… Bir şekilde hayat dengeliyor kendini 🙂

Herkes için değişiyor elbette ama mide bulantılarıma iyi gelen bir kaç şeyi yazayım, belki bugünlerde durumu benim gibi çok çok kötü olan birine bir minik faydacığım olur. Nane çayı favorimdi. Ancak öyle her nane ile yapılmayacak, anneciğimin evinin bahçesinde yetiştirdiği, kendi kuruttuğu nanelerden yapılacak içine bir tatlı kaşığı bal ve biraz limon ile servis edilecek 🙂 Özellikle anne nanesi diyorum çünkü hazır naneleri bırakın, pazardan alınan yeşil nanelerin kurutulması ile yapılan çay bile o kadar iyi gelmedi bana… İkinci favorim ise zeytin oldu. Baş ucu atıştırmalığı olarak ilk üç ayda tükettiğim zeytinin haddi hesabı yok 🙂 Sıcak yemek çok yiyemedim, serin ve taze şeyler – salatalık, çilek, peynir ve elma gibi – bana kendimi biraz daha iyi hissettirdi. Yiyebildiğim tek sıcak şey tarhana çorbası oldu, elbette anne yapımı 🙂 Annemin yaptığı bittiğinde, stoklar dayanmadı düşünün :), çevre annelerin yaptıklarından temin edildi. Ne desem az, canlarımın ellerine sağlık. Tarhana dışında yemek namına yediğim hiçbir şey içimde durmak istemedi ama yine de protein almak adına çaba harcadım.

“Asla bitmeyecek ve bizim minik velet gelene dek sanırım hep yatmak zorunda kalacağım” diye düşünürken birden kendimi daha iyi hissetmeye başladım. Yavaş yavaş hayata karıştığım bugünlerde kısa yürüyüşler yapıyorum, aylardır yanımda olan, bunalıp çok yorulan, evini çok özleyen annemi bile azad edebildim 🙂 Her şey bir kenara yemek pişirip her şeyi yiyebiliyorum. Özellikle yorgunluğun baş gösterdiği akşam saatlerinde olmak üzere ara sıra bulantım yine oluyor ama son iki haftadır yediklerim benimle kalabiliyor, dışarı çıkmak için diretmiyorlar 🙂 Yani midesi bulanan anne adayı, hayat artık eskisi kadar normal olmasa da bir şekilde geçiyor o ilk üç ay 🙂 Şuanda 16+6 haftalık olan gebeliğimde işler biraz daha yolunda görünüyor.

Biraz da doktor kontrollerimden bahsedeyim. Son kontrolüm 9 Şubat’ta idi. İkili test yapıldı ve zaten ultrasound’da çok güzel görüntü veren ufaklığın gayet sağlıklı olduğu anlaşıldı. Burun kemiği bile oluşmuştu. Doktorum bana soru sor diye ısrar edince “parmak sayılarına bakalım” dedim 🙂 Çok okuduğum için pek soracak bir şeyim olmuyor doktoruma 🙂 Onun ısrarı sonucunda “bakalım parmakları nasıl ki” dedim zira benim sağ elimde dört parmağım var. Ama sevgili bebeğimin ellerinde beşer parmak sayabildik. Ve çok emin olmamakla birlikte büyük ihtimalle erkek olduğunu da öğrendik. Yani artık ona Toprak Ege diyebilirim. Zaten hamile olduğumu keşfettiğimden bu yana erkek olacağını biliyordum 🙂

Gelecek yazımda işin eğlence kısmı olan alışveriş listemle buralarda olacağım ve tabi birkaç gün sonraki doktor randevumuzda Toprak Ege’nin bize anlatacaklarını size aktaracağım 🙂 Sevgiyle kalın, mucizelere ve doğanın gücüne inanın…

bitutamben

Bir Cevap Yazın