Terzi ve sökük ilişkisi, tabi bir de hayat gailesi…

Son yazımı asırlar önce yazmışım 🙁 uzun zamandır teknik sorunlar nedeniyle komada olan sayfamı tekrar hayata döndürdüğü için sevgili koca kişisine öpücükleri bir borç bilirim… Arayı kapatmaya yönelik hızlandırılmış bir 16 ay okuyacaksınız, kemerlerinizi takmanızı öneririm 😀

Şaka bir yana bu 16 ay içerisindeki anıları kaybetmemek adına, özet bile olsa bir yazım olsun istedim, sonrasında düzenli bir şekilde yazmaya devam edeceğimi umuyorum.

9. ayında yürüme alıştırmaları yapan, bebek görüntüsünü yavaş yavaş anılarda bırakan Toprak Ege şu anda tam anlamıyla bir çocuk, hatta, benim geçtiğimiz haziran ayında tam zamanlı olarak işe başlamamla birlikte artık okullu bir arkadaşımız kendisi. Okula başlama konusuna tekrar döneceğim, kronolojik olarak anlatmaya başlıyorum 🙂

9 – 12. aylar aralığında en büyük çabamız yürüme alıştırmaları üzerine oldu. Yemek yeme serüvenlerimiz de kayda değerdi. Hiç bir zaman yemek yesin diye uğraşmadığım evladım beni bu konuda hep güldürdü, hep yemek yemeyi talep eden taraf oldu. Zira benim bir endişem yoktu, ilk yaş bitene dek temel besini anne sütü olduğu sürece, tabiri caizse ömrü boyunca yiyeceği şeylerin tanıtımı her iki taraf için de eğlenceli oldu.

Yaz aylarına denk gelen bu dönemde Toprak Ege ilk deniz tecrübelerini yaşadı, emekleyerek denizlere kavuşmaya çabaladı, çok eğlendi, taşları yaladı, bizim de denizli sahilli anılarımız oldu.

Sokakla ve hayvanlarla önceki aylara göre daha çok haşır neşir oldu, iki kelimeli cümleler kurdu (anne gel gibi), saçları uzadı… Büyüdü kısaca, o büyürken ben şaşkınlık ve mutlulukla onu izledim.

İlk yaşını önce anneanne ve dede evinde, sonra istanbula dönünce kendi evimizde mütevazi bir toplulukla kutladık. ilk yaşta bile hediye paketlerine heyecanlandı, çok sevimliydi.

Sonraki bir yıl nasıl bir hızla geçti hiç bilmiyorum ama bebeğim şu anda iki yaş ve bir aylık küçük bir insan. Her konuda bir fikri var, şarkılar söylüyor ve her yemeğini okuldaki en sevdiği arkadaşı Irmak’la paylaşmak istediği konusunu sürekli gündeme getiriyor. Son günlerdeki en büyük azmimiz ise makas kullanmaya yönelik 🙂 (elbette kesemeyen, çocuklar için güvenli bir makastan söz ediyorum). İki yaşın herkesçe dile dolanan “sendrom” şeysi midir bilemeyeceğim ama enerjisi olduğunda insanı çok güldüren, enerji yoksunluğu durumunda biraz zorlayıcı olan inatçı ama komik davranışları da var üstünde. Emziği bırakması ile başlayan ve yenidoğan uyku haritasını aratmayan gece uyanmaları da son günlerin hediyesi. Elbet bu günler de anı olur diyip, yolumuza devam ediyoruz…

Gelelim benim çalışmaya, Toprak Ege’nin de kreşe başlama sürecine… Ortağımızın hayat planlarını ve yaşadığı şehri değiştirme kararı üzerine ani bir şekilde işe tekrar başlayıp, eşime destek olmak istedim. Ani derken bir kaç aylık zamanımız vardı elbette ancak ben Ege’yle en azından iki seneyi birlikte geçirmeyi planlıyordum. Ani kısım bu sürecin planlanandan kısa sürmesine ilişkin oluyor… Önceleri acaba yanlış mı yapıyorum, erken mi… gibi pek çok soru beni yedi bitirdi… Elbette hala düşünüyorum bunları ancak oğlumun neşesi ve hayat enerjisi, çalışırken aldığım keyif ve tazelenme hissi biraz olsun rahatlatıyor beni. Yine de annelik hep bir yetememe hali… bununla yaşamayı öğreniyor insan… elinden geleni yaptıktan sonra olduğu kadarının yetmesi gerektiğini…

Haziran ayında çalışmaya başlayacağım konusu netleşince mayıs ayının ortasında Toprak Ege’yi kreşe alıştırma sürecine başladık. Seçtiğimiz kreş daha önce eşimin yeğenlerinin gittiği, güvenliği ve çocuk sevgisi konusunda tatmin olduğumuz bir kurum. İlk günler ben müdür odasında otururken oğlum yanıma gidip gelerek kendisiyle sonraki süreçlerde ilgilenecek olan öğretmenleri (iki adet) ile vakit geçirdi, adaptasyon odalarında oyunlar oynadı. Yanıma uğrama, beni görmeyi isteme aralıkları uzuyor, daha çok eğleniyordu. Sonra yarım gün, sonra da tam güne çevrilerek, iki hafta boyunca adaptasyon sürecimiz devam etti. Onu hiç kandırmaya çalışmadım. Gideceğim zaman gideceğimi söyledim. Onunla sürekli konuştum, zaten en çok yaptığım şey tüm gerçekleri kendisine anlatmak doğduğundan beri 🙂

Adaptasyon süreci sonrasındaki bir hafta harikaydı, her gün güle oynaya okula koştu. Ama sonraki süreçte tıpkı öğretmenlerinin bana daha önce anlattıkları gibi, ayrılırken “anne sen de gel” ile başlayan sonra bir iki göz yaşı dökülmesi ile devam eden günler yaşadık. Bu noktada kararlı olmak, vedalaşma sürecini kısa tutmak ve akşam olunca tüm vaktimi onunla geçirmekten başka yapabileceğim bir şey yoktu. iki ay da böyle vedalaşması zor günlerimiz oldu. Şimdi her pazartesi, hafta sonunun yoğun anneli babalı gündeminden sonra kısa bir mızmızlığı oluyor. Ama genel olarak çok mutlu ve eğlenceli vakit geçiriyor.

Kreşten memnun olduğum, ve elbette o kadar da memnun olmadığım kısımlar var. Memnunum çünkü oğlum eğleniyor, oyun oynuyor, güvende, sevgi dolu insanlar var etrafında. Tek problemimim yemek menüsüyle… örneğin okulda ev yapımı da olsa reçel veriyorlar bazı sabahlar çocuklara. Kahvaltı menüsünde inek sütü var mesela… Kısacası Toprak Ege’nin evde hiç yemediği şeyler var okulda… Babasının da baskısıyla 🙂 bu konuda mızmızlanmıyorum, çok dert etmemeye çalışıyorum. Öğretmenleri bana “çok güzel yiyor, tüm öğünlerini bitiriyor, yeme problemi yok” dediklerinde onlara “çünkü memünüz onun evde hiç yemediği abur cuburlar(reçel gibi şeyleri kastediyorum, neyse ki paket gıda yok) içeriyor” diyorum. Eminim içlerinden zavallı çocuk diye geçiriyorlar… Ama mesela kuru fasulyeli salatayı, top top köfteli çorbayı, havucu, kabağı, meyveyi sebzeyi çok severek yiyor. “tereyağ yağ yağ ve bal” kahvaltıdaki en sevdikleri… Yani ne gerek var çocuklara rafine şeker dayamaya, gereksiz gaz yapıcı inek sütü içirmeye…

Geçtiğimiz günlerde ikinci yaş gününü kutladık fındık oğlumun. önümüzdeki günlerde ise kardeş yapma düşüncelerinde gidip geleceğim muhtemelen. Çünkü şu sıralar hem çok istiyorum, hem de iki çocuklu hayattan birazcık korkuyorum. Bilen bilir kararsızlıklarımı, ama sanırım bu kardeş konusu bu günlerde kalbime neşe dolduruyor. Yapayım dimi bi minik insan daha, hm? yoksa !

 

 

bitutamben